Browsing archives for 'Yaşam'

Esnaf Memnuniyeti Veremeyen Holdingler?

Genel,Yaşam 8 Mayıs 2011 | 0 Comments

Esnaf Memnuniyeti Veremeyen Holdingler?

Turkcell, Digiturk….

Bir çok olay yaşandı detayına girip kişisel ruh halimi bozmak istemiyorum. Yaşanan saçmalıklardan ötürü Digiturkü iptal ettirdim hem de ceza ödeyerek. Hızımı alamadım Turkcell hatlarımı da iptal ettirdim, yine ceza ödeyerek.

Yüzüme telefon kapatan çağrı personeli yapısına ihtiyaç duyan bir firma ile hizmet ilişkisi içinde olamam. Taahüt aldatması müşterileri kıskaca almış. Karşı operatörün/rakibin yapacağı kampanyayı duyan firma şişirdiği fiyat üzerinden indirim yaparak müşteriyi bağlamaya, taahüt bitiş zamanı çaktırmadan kullanmayacağı özellikler sunup uyutmaya devam ediyor.

Çağrı merkezleri ve canlı destekler firma için bir müşteri hizmeti değil, “müşteriyi şirkete bulaştırmama” hizmetidir!

Eğitimsiz buldukları insanları sadece telefon çaldığında karşılarına gelen formdaki bilgiler ölçüsünde bilgilendiren bir “müşteri hizmetleridir”

Dahası yok…

Çözüm yok…

Artık koskoca! bir Turkcell vs mahalle bakkalı kadar bir müşteri hizmetleri sunamıyor. Ayıp, yazık.

Son yıllarda ani bir büyüme içine giren teknoloji firmalarından da aynı yolda gidenler var.

Limango, grupanya,yakala.co….

Akıllarını başlarına alsalar fena olmaz….

Söylenecek çok şey var ama zaten bu firmalar hepsi patron,teknik ekip ve şirketle ilişkisi olmayan çağrı merkezi elemanlarından oluşuyor. Müşteri ilişkileri departmanları YOK.

-son

Tagged in , , ,

Girişimci Kimdir?

Proje Felsefesi,Yaşam 10 Ocak 2011 | 1 Comment

Girişimci Kimdir?

Zaman zaman girişimci ile iligli bir çok tanım yapılıyor.

Kendini girişimci olarak gören biri olarak sürekli bu tanımlara kendini oturtmaya çalıştığımız, kendimize bazı çıkarımlar yapmaya çalıştığımız kaçınılmaz bir gerçek.

Girişimci şöyle,böyle bir çok tanım var.

Ama şöyle bir tanımda aklımdan geçmiyor değil:

Bir girişimci olarak “giriştiğimiz” projeleri bir derin göl/deniz/su olarak görmeyi herkes kabul eder. Girişimcinin ilk duyduğu heycan acaba yüzebilecekmiyimdir. Ve çoğu girişimci suya atlayınca kendine can yeleği atacak olanı yatırımcı olarak görür. Açıkcası son zamanlarda yaşadıklarım nedeniyle suya atlayınca bana can yeleği atacak olanı yatırımcı olarak değil, atlamak için kararsız beklerken beni suya itecek olanı yatırımcı olarak görmeye başladım.

Belki bir süre bu şekilde bakmakta fayda var!

Tagged in

Fizy vakası! Kim Haklı?

Felsefe,Yaşam 30 Aralık 2010 | 2 Comments

Fizy vakası! Kim Haklı?

Beni takip edenler bilir, her zaman “yapıcı” ve bir sorun sunduğumda elimden geldiğince çözüm de sunarım kendimce ve girişimcilere her zaman destek olurum.

Fizy 2 gün önce kapatıldı, daha doğrusu ülkemizden erişimi mahkeme kararı ile engellendi. Hesabım var ama takip ettiğim bir servis değildi. Türkçe müzik çok fazla dinlemiyorum. Yabancı müzikte de daha çok Jaz ve Klasik dinliyorum. Bunlar için bana musicovery.com yetiyor.

Mashable oylamasında fizy’e oy verdim ve facebooktaki listemi de davet ettim. Zaten bu olayın farklı yönü. Olayın ardından önce Müyap bir açıklama yaptı. Ardından Fizy kurucusu Ercan Yaris blogunda bir açıklamada bulundu. FriendFeed,twitter ve facebook’ta konu her boyutu ile tartışıldı.

Özellikle friendfeed’deki tartışmalarda olay öyle ağlamaklı bir noktaya geldi ki, ben ve benim gibi düşünenler Mu-Yap taraftarı haline getirildik. Elma veren ağacı taşlar olduk. Teknolojiden anlamaz olduk! Üstüne twitterda Mü-Yap adına fake hesap açıldı; buna da hemen atlayanlar oldu, tartışma alevlendi.

Ben melankolik bir aile ortamından ve çevreden geldim. Ama bu ülkenin kanunları çerçevesinde medeni okullarında eğitim aldım ve bilimsel düşünme tarzını da her zaman benisedim. Olaya verilen duygusal tepkiler her ne kadar muhabbet için hoş olsa da Fizy gibi bir girişim adına yararlı değil.

Bir çok medya bağlantılı teknoloji editörleri “Sansür” adı altında olayı değerlendirdi ve olay en sonunda fizy’nin kazandığı ödül işaret edilerek “Dünya’ya rezil olmamıza 8 gün var!” başlığına kadar gitti.

Öncelikle fizy benim gözümde baştan Google satın alıyor yalanı ile büyük itibar kaybetti. Yalancı çoban misali bunu aklımdan çıkaramadım. Ben bu tarz söylentilerle bir yere gelen kişi ve kuruluşları asla tasvip etmedim, edemedim; kanıma dokunuyor. Sonra yasal yayın yapıyoruz dediler youtube vs den çektikleri müzikleri yayınladılar.

Neyse bunlara rağmen teknik anlamda başarılı bir çalışma ile uluslararası standartta bir iş haline geldi, son şekli ile. Yapılan açıklama ve toplantılardan fizy’nin maddi sıkıntılar nedneiyle borcunu ödeyemediği ve kendi iş modeline uygun lisans anlaşması yapamadığı ortaya çıktı.

Öncelikle fizy girişimci, desteklenmeli, ayrıcalık sağlanmalı gibi söylemleri çok sloganca buluyorum. Ek olarak fizy yine Türklerin sayesinde aldığı ödülü kazanamasa idi bu yapılanlar meşru mu olacaktı?

Olaya sansür gözünden bakılması ve yapılan “resmi” açıklamaları holiganca hiçe sayıp saçmalamak üniversite okumuş, bir iş yöneten insanlara yakışmıyor. Kabul edilebilir doğrularla yaklaşıp Fizy yetkililerinin duygusal tahriklere gelip bu ülkenin adını karalamaya yönelik  söylemlerden kaçınmalarını sağlamak gerekir. Kendilerine ödül aldınız ama ülkenizde yasaklısınız dendiğinde, çeşitli lobilerin istediği gibi değil, kendi yönetim zaafiyetlerinden doğan hatayı kabul ederek bu ülkeye bağlılıklaırnı göstermeliler.

Fizy teknik olarak güzel bir noktaya geldi, ekibi kutlamak gerek. Ama yönetimsel anlamda bir başarısızlık olduğu ortada.

  • Ercan Yaris, kendi yaptığı açıklamada reklam almadıklarını söylüyor ve kullanıcıyı rahatsız etmek istemediklerini belirterek duygusal bir yaklaşım sergiliyor. Benim kullandığım tüm servislerde reklam var ve ben bundan rahatsızlık duymuyorum. Reklam almamak bir seçenek değil. Site fizy.org değil, fizy.com
  • Olay ilk başta bizim borcumuz yok, tüm makbuzlar bizde ile başladı ama sonra borçlarının olduğu ortaya çıktı. Burada kamuoyunu, yine bir kaç sosyal medyacı! arkadaşlarının duygusal desteğine kapılıp yanlış yönettikleri görülüyor.
  • Tüm bunlara rağmen masaya tekrar oturan kendileri oldu. Doğru yaptılar tabi ama kamuoyunu yanlış bilgilendirdiler.

Buradan çıkacak bir çok ders var. Ülkemizdeki girişimciler adına bunları iyi analiz etmek gerek.Yönetim, duygusallıktan uzak gerçekler üzerine kurulu bir iştir. Özellikle ülkenin kanunlarında gedik açmaya çalışarak bir girişim olmaz. Bu ülkede youtube kapalı kaldı 2+ sene. Yakın geçmişi unutmamak gerek.

Her girişim para kazanmak için yapılır. Hayır işleri derneklere ve devlete ait bir faaliyet alanıdır. Bu gerçeği herkes bilir ama unutmamakta fayda var.

Friendfeed’de çeşitli kanuni yollarla fizy’nin yapabileceklerini sıralayanlar oldu. Bunları umarım dikkate alırlar.

Son söz olarak Ercan Yaris’e seslenmek istiyorum: Lütfen benim verdiğim oyla Amerika’ da bu ülkenin adını lekeleme! Bir an önce ticari problemelerini çöz ve gönül rahatlığı ile ödülümüzü al gel!

Tagged in ,

Girişimcilik Nedir?

Proje Felsefesi,Yaşam,Yazılım 25 Aralık 2010 | 0 Comments

Girişimcilik Nedir?

Girişimcilik kelimesinin çeşitli karşılıkları var. Özünde “risk” alarak birşeyler başarma anlamına geliyor. Fakat bu ülkede bir projede başarılı olup kendince tanımlar üreten ya da sürekli girişimciliği ruhuna aykırı olarak belli bir kalıba sokmaya çalışan insanlar olduğunu düşünüyorum.

Girişimcilik, herkesin kendine, kendi yolunu çizmesidir. Daha önce başarılı olmuş girişimcilerin dahi bu yolu “O”nlar adına çizmeye hakkı, zaten de gücü yoktur. Ancak yoldaki tabelaları değerlendirme, ipuçlarını bulma adına fikir verebilirler. Son günlerde e-tohum ve sosyal medyada Ersan Özer ve EBİ gibi firmaların girişimcilerinden sıklıkla duyduğumuz şey: “Çalışırken girişim” yapamazsın!

Gönül ister ki her şey istediğimiz gibi olsun. Ailesel ve sosyal etkenler hep istediğimiz gibi gitsin, ama burası da Türkiye! Neden böyle söylediğimi biraz sonra KOSGEB’in girişimcilik!! programını yazınca anlayacaksınız.

Başlangıçta çalışırken girişim yapılmaz “sloganını” kabul etmiyorum. Bu tanım “girişimcilik ruhuna” terstir, ihanettir. Burada ahkam kesecek değilim çalışırken şöyle olacak şeklinde. Her girişimci kendi yolunu çizer. Cebinde parası olsa 5 yılda yapacağını 2 yılda yapar ama KOSGEB bile girişimciliği tersten anladıysa girişimcilik için en doğrusu “kendi şartlarına göre” kendi “yollarını” belirlemeleridir.

KOSGEB Girişimciliği

Öncelikle ben tüm fikirlerimi ve eleştirilerimi internet sektöründeki girişimcilik üzerine yazıyorum. Benim eldiven, çatal üretimi ile işim olmaz. Ki zaten bu sektör KOSGEB tarafından desteklenen bir girişimci! alanı.

Son günlerde gazetelerde KOSGEB’in bedava para dağıttığı ile ilgili bir çok haber yer aldı. Ben de nedir öğrenmek için KOSGEB’i aradım ama telefonlar hep meşgul. Sonra biraz araştırınca şu sonuçlara vardım:

  • 27 Bin Tl’lik hibenin 5 bin’i şirket kurulumu, 10 bin’i demirbaş masrafları, kalan 12 bin ise 12 ay boyunca malzeme alımı için.
  • 10 binliralık malzeme aldığınızda bunun tamamı değil sadece yarısı karşılanıyor. Yani siz ilk 15 bin TL’yi kullanmak için cebinizde 30 bin TL olmalı ve bunun tamamını harcamalısınız. Kalan 12 bin TL içinde durum aynı ve bunu sadece malzeme için kullanabiliyorsunuz.
  • Sigortası olan katılamıyor ki katılsa da hafta 2 gün 9-16 arası bir eğitime gitmek şart. Yani dolaylı olarak çalışan bu destekten faydalanamaz.
  • 1 yıl sonunda 70 bin TL’lik kredi de sadece malzeme alımı için kullanılabilir.

Şöyle bir bakınca plastik çatal üreten binlerce atölyeye bir yenisini katmak için uygun bir destek. Ama Türkiyedeki tüm plastik çatal üreticilerinin cirolarından fazla vergi çıkaracak bir web girişimi için yetersiz ve yalış bir destek türü. Anlaşılan KOSGEB’deki kişilerin internetten anladıkları e-mailden öte değil. Kendilerini yetkili mercilere havale ediyorum ve sizinle işim olmaz diyorum.

Şu an AB desteklerini araştırıyorum. Aslında sırf bu internet sektörüne ne kadar destek veriliyor öğrenmek için. Bir de geriye lokal girişimlere yatırım yapmayan Dragonlar, sosyal ağları baştan geri çeviren e-tohum yatırımcıları ve adı bilinmeyen “melek” yatırımcılar kalıyor.

Bir Hindistan olamıyoruz….

Tagged in ,

“Sosyal Ağ” ve Çıkarılacak Dersler

Facebook,Sosyal Medya,Yaşam 7 Kasım 2010 | 0 Comments

“Sosyal Ağ” ve Çıkarılacak Dersler

Gitmem gereken bir filmdi…
Gittim, beğendim; yazılım ve internet ile ilgilenen herkesin gitmesinde fayda var. “Bu facebook nasıl kuruldu” sorusuna yanıt arayan sektörle alakasız kişilerin anlayabşleceği bir film değildi.

Eğer bu film bir şaka değilse, bizim ülkemizdeki birazdan anlatacağım konulara bakış açısındaki çarpıklık hemen ortaya çıkıyor ve bu ortamda bizden bu tarz “global” girişimler zor çıkar.

Evet şaka değilse… Senaryoya kimse itiraz etmediyse ana konu haricinde çıkarılacak çok ders var. Hatta ben facebook nasıl kurulmuş onunla ilgilenmiyorum. Benim ilgimi filmde, üniversite ortamı, proje ve yeni fikirlere yaklaşım gibi konular çekti.Çıkarılacak çok ama çok ders var.

Benim dikkatimi çeken konular şu şekilde:

  • İnanmak: dikkat ederseniz projeye inanmak demedim. Başlangıç olarak insanların birbirine inanması. Önemli bir fikirle bir arkadaşımıza gittiğimizde bize inanıp “ciddiyetle” bu fikre yaklaşması çok önemli. Sanırım bizde bu yok. Evet bir çok ortak girişim denedik ama devamı gelmedi. Hep bir şeylere inanç eksik kaldı.
  • Üniversite ortamı: Harward’ da öğrenciler için bir şey icat etmek, iş aramaktan daha kolaydır! Bunun üzerine söylenebilecek bir şey var mı? İdeolojiden arınmış yalın bir düşünce. Açık ve net söylüyorum biz de sosyal bilimler ve siyaset için “ağzının olması” yeterli olduğu için bu konulardaki boş tartışmalar bitmiyor. İş teknik bilgiye geldiğinde hep sınıfta kalıyoruz.
  • Çevre: Filmde dikkatimi çeken noktalardan biri bilgisayarın “ciddi” anlamda kullanıldığı. İletişim, paylaşım en başta gelen kullanım alanları. Bizim yurtlardaki bilgisayar odalarının “internet kafe” olmaktan öte gidemediği aşikar.
  • Lokallik: Dikkat ederseniz ilk ses getiren uygulama okul içinde ortaya çıkıyor. Şimdi oturup düşünelip bizim okul yurtlarında ya da evde kalan kişiler bir proje düşündüklerinde en iyimser Türkiye genelini düşünür. Neden? Çünkü hemen köşeyi dönmek isterler. Hemen o yaşadıkları sefil hayattan popstar gibi kurtulmak isterler. Abi önce bir okulundaki hatta sınıfındaki kişiler için bir uygulama yap. Bekle, gözlemle, dinle, tecrübe kazan, anla. Sonra zaten bu tecrübeye proje geliştirebilecek bir kafaya sahip olduğuna göre, bir şeyler katar daha üst seviyede bir uygulama geliştirebilirsin.
  • Fikir Hakkı: Evet filmdeki en can alıcı noktalardan biri fikrin ne kadar değerli olduğuna yönelik. Belki Mark, Anka kulübünün kodlarını kullanmadı ama itiraf edelim onlardan daha değerli bir şey aldı: Kıvılcım. Bunu hepimiz yaşıyoruz. Bazen iki kişi yola çıkıyor ama diğeri bırakıyor, iş bir kişiye kalıyor. Bu noktada bile belki izlerken onların hakkı değildi diyebilirsiniz ama sadece “emaillere” dayanarak dahi “hak” kazanılabiliyor. Fikirlerimizi korumalıyız özetle.
  • Reklam: Reklam konusunda pastanın ne kadar geniş olduğu açık. 2 öğrenci ciddi anlattığı müddetçe bir pay kapabileceğini bize açıkça gösteriyor. Yerki ürünümüz bir değer yaratsın.
  • Eğitim/Öğretim Nedir? Bizim eğitim sistemimizin temelinin memur mantığında tek düze insan yetiştirmek olduğunu her zaman belirtirim. Okumalı ve okuduğumuz alana uygun bir iş bulup yaşayıp, zamanı geldiğinde de ölüp gitmeliyiz. Bu aşılanır. Bu fikri sindiremeyen deli gömleği giydirilen kişilerde 1.nesil girişimci ve ardından yatırımcı olur. Konuyla alakası şurada. Bu filmi izlerken “bu çocuklar okulu bırakıp başka işlerle neden uğraşıyorlar” diyebilirsiniz. Ama bu bilgi çağında öğretimin yanındaki eğitimin yani çocuğu adam etme düşüncesinin yerini bence çocuğa yaratma duygusunu aşılama, fırsatları görme bilinci gibi daha geniş bir vizyon aldı, almalı. Yeni nesilin adam olmaya ihtiyacı yok. Zamanı geldiğinde onlar adam olacak ve tek düze vatandaş mantığından daha fazla yarar sağlayacaklar bu ülkeye.
  • Aile: Mark’ın aile yapısına hiç değinilmemiş. Çocuk projeyle yatıyor projeyle kalkıyor.Bu nasıl bir motivasyondur? Bu ülkede aile faktörü bu şekilde olabilir mi? Hayatımın 3-4 yılında ailesel nedenle zaman kaybetmiş biri olarak bunu düşünmeden edemiyorum.

Çıkarılacak çok ders var. Farkına varılması gereken çok şey var. Elimizdeki ülkenin ve pazarın kıymetini anladığımızda umarım geç kalmayız. İnternet global ama önce mahallemize uygulama geliştirmemizde fayda var.

Tagged in ,

Global düşünmek şart mı?

Etkinlik,Proje Felsefesi,Yaşam 5 Kasım 2010 | 3 Comments

Global düşünmek şart mı?

Uzun süredir takip ettiğim tüm girişimci yayınlarda aslında hep aynı ortak konu dikkat çekici. Girişimci destekleme grupları, yatırımcılar sürekli global ölçekte olmayan bir internet girişimine destek olmayacaklarını belirtiyor.

Tabi ki kendi taraflarından haklılar. Global bir girişime herkes yatırım yapmak ister.

Ama bir yandan da düşünüyorum, aklımı kurcalıyor. Lokalde kendini ispatlamamış, tecrübe edinmemiş girişimcilerimize bunu bir şartmış/başarı şartıymış gibi sunmak ne kadar doğru. 300M nüfusu olan bir Amerika’ da 2 gencin garajda ya da yurt odasında yaptığı bir proje anında global olabiliyor. Amerika’ da yerel olan her proje global ölçeğe daha rahat aktarılabiliyor. Onların öyle bir derdi yok. Tamam eşit şartlara sahip durumda ülkemiz girişimcisi, fakat bir dil problemi, içerik üretme problemi ve en önemlisi bir kültür problemi var. Üniversite 2′de okuyan 2 arkadaş tanımadıkları kültürlere proje üreterek nasıl başarılı olur.

Olaya bir de diğer taraftan bakmak istiyorum. Son zamanlardaki satınalmalarda yabancılar bizim lokal girişimlere yatırım yaparken amaçladıkları neydi? Eğer bu ülkede bir pazar varsa ve milyonlar yatırmayı göze alıyorlarsa biz neden daha büyümeden bu yatırımcıların pazarına el atmaya çalışıyoruz ya da “itiliyoruz?”

Global düşün söyleminin çok popülist olduğunu düşünüyorum. Amerikaya, avrupaya gidip orada senelerini harcamadan, hatta orada yaşamadan böyle bir global girişim başarısız olur.

Önce kendi pazarımızın kıymetini bilelim. İnsanlar oluk oluk buraya para yatırırken biz girişimcimizi daha kanatları tüylenmeden uçurumdan atmayalım. Markafoni modeli benim hoşuma gidenlerden biri. Bu ülke topraklarında başarılı olup yatırımla 5 ülkeye yayılma… Eğer markafoni ben kafadan gideceğim şu ülkede de bu işe gireceğim dese bunu nasıl başaracaktı.

Yatırımcılardan kendi pazarımıza güvenmelerini rica ediyorum… Önce burada birşeyler yapalım alacağımızı alalım sonrası “gelir”!!

35 Milyon internet kullanıcımız var. Çoğu avrupa ülkesinden daha iyi durumdayız. Bu sayı bir 15-20 miyon daha artacaktır önümüzdeki bir kaç yılda. Biz uzaklara bakarken bu pazarı başka birileri kapacak. Otto grup bu ülkeye gelip şirket kuruyorsa, bu potansiyel var!

Gözümüzü biraz yakınlara odaklayalım, saygıdeğer yatırımcılar….

Ek olarak geçtiğimiz günlerde Webrazzi Summit etkinliği gerçekleşti. Çok yararlı toplantılar oldu. Emeği geçenlere teşekkürlerimizi sunalım buradan. Altta etkinlikte konuşan Alphan Manas’ın etkinlik konuşmasının videosu var. Alınacak çok dersler olduğu açık.

Tagged in , ,

Müşterisini Unutan Firmalar 2 : Backup, Turkcell

Genel,İnceleme,Yaşam 17 Ekim 2010 | 5 Comments

Müşterisini Unutan Firmalar 2 : Backup, Turkcell

Uzun zaman önce bir makale yazmıştım. Backup ve Dr. Backup ile bazı aksaklıklar yaşamıştım. Makalemden bir süre sonra Dr.Backup’tan arayıp üyeliğimi yazdığım yazı nedeniyle iptal edeceklerini belirttiler. Ben de kabul ettim ve ödememi istedim. Ama daha sonra farkedebildiler ki ben zaten üyeliğimi yenilememiştim:) Böyle bir sistemleri vardı yani. Ben de bunun üzerine standart Backup üyeliğimi iptal ettirdim ve paramı geri aldım.

Kısa bir süre önce Backup’tan bir müşteri temsilcisi kadın aradı. Geri çevirmek istemedim ve dinledim. Uzun uzun. Benim dosyamla uzun uzun ilgilendiğini beni tekrar geri kazandırıp VIP üye yapmak istediğini belirtti. Yeni hizmetleri saydı! Aslında yeni bir hizmet yoktu. Araç ile ilgili yol yardım seçeneklerini anlatırken nasıl olduysa benimle aynı markayı kullandığını ve yakın bir zamanda bana bellirttiği hizmetleri aracı bozulduğu için kullanmak zorunda kaldığını belirtti. Burası biraz şüpheli geldi bana!

Havaalanı seçeneklerini, özel indirimleri vs. sıraladı. Aslında değişen bir şey yok. Sadece daha iyi hizmet vermek için bir şans daha istiyorlardı. Ben dosyayı göndermelerini küçük yazıları okumak istediğimi söyledim. Fakat arkadaş yaptığı teklifin ancak konuşmamız süresince geçerli olduğunu belirtti. Komik değil mi bu Backup? Ben ve eminim çoğu insan böyle bir zorlamaya gelemez. Ben bir daha aramasınlar diye ya da telefondaki kızın şüpheli olmasına rağmen konuşmasına kanıp sözleşmeye onay verecek bir insan değilim. Nasıl böyle biri olmamı beklersiniz? Şaşıyorum….

Neticede tekrar aranmayacağımı belirterek kapattı. Aslında yapmaları gayet basitti. Benim hoşnut olmadığım noktaları iyi analiz edip bu konudaki gelişmeleri anlatmalıydılar. Madem kendilerine güveniyorlar 1 senelik üyelik versinler ben de onlara daha fazlasıyla geriye döneyim. Ama şunu belirtmek isterim bu ancak bu servisi kullanmayanları belki ilk izlenimin sarhoşluğuna kapılanları memnun eder. Ben üyeliğimin sonuna doğru backuptan hiç memnun değildim.

En son 1 yaşına giren kızım için “1″ şeklinde bir mum istedim. Bana önce bulamadıklarını ardından bostancı-küçükyalı civarında bir pastahanede olduğunu söylediler. Soruyorum denizdeki gemilere botlarla içki gönderdiğini söyleyen, bilmem hamburgerleri kilometrelerce taşıyan bir backup 10-15 km yoldan bana bir mumu neden getiremedi. Bu konuyu son arayan kadına söylediğimde görmediğini belirtti. Benim dosyam üzerinde çalıştığı halde!

Backup hakkında son sözüm: Müşterisi hakkında hiç bir şey bilmiyor!

Gelelim Turkcell’e. Bir kaç gün önce friendfeed’de bir yazı yazdım. Ve müşteri hizmetlerine bu linki yolladım.

Benim durumum şu: Bu hattımı 2-3 sene önce aldım. Bir kaç yıl sonra kurumsal hatta geçirdim; ortak olduğum bir firma üzerine. Sonra Turkcell’in çok kötü hizmeti ve hiç bir kampanyadan yararlanamamam üzerine 2010 Nisan’da tekrar üzerime aldım ama atla karayı seçtim, resmen anam ağladı. Burada bir parantez açıp belirteyim Turkcell İletişim Merkezlerinde çok bilgisiz elemanlar var!

Nihayetinde hattıma kavuştum ve Gold pakete geçip ayda 120-150 arası bir fatura ödemeye başladım. Yani son 6 aydır 700-800 tl fatura ödedim en az. Tabi ilk geçtiğim ay, çift fatura ödeme durumunu saymıyorum. Yani hem kurumsal üyelik parasını hem de yeni geçtiğim tarife ücretini ödedim.

Sindirdik….

iPhone4 için başvurduğumda Turkcell’in gelişmiş sistemi onay vermedi. TİM’deki arkadaş şöyle bir çözüm buldu: İlk 12 ay kredi kartına taksit yapacak ve benim çiftçi paketine abone edecekti. Böylece aynı fatura tutarına gelecekmişim. Yani GOLD pakette iken çiftçi paketinde olacaktım. Kafama taklılan sorular:

1. Neden çiftçi paketine geçiyorum. Ben çiftçi miyimn?

2. Neden KK ile ödüyorum. Senelerdir sana dünya kadar para bayılmışım. Eşimin telefonunu dahi Turkcell’e geçirmişim!!

Neticede bir sinirle çıktım. Vodafone’da olayı araştımdım. Son fatura tutarımın 75TL ve üzeri olması yeterliydi iPhone4 almak için. Ama cihaz bitmişti. Bekliyorum. Turkcell bir kaç gün sonra aradı ama bir sonuç çıkmadı. Beni çiftçi paketi alabilecek bir müşteri yerine dahi koymadığını gösterdi. Bir süre daha bu aşağılanmayı kabul edeceğim. Kabul edeyim ki iyi bir ders olsun bana.

Ek olarak Vodafone çekmiyor vs gibi yalanlara kanmayın. Mercedes ile BMW olarak düşünün. Tek farkı Turkcell biraz daha medyatik ve bunu faturalara yansıtıyor. Eğer dağ başına çıkmayacaksanız Turkcell’den uzak durun.

Tagged in , ,

Dragons’ Den İzlenimlerim

İnceleme,Proje Felsefesi,Yaşam 16 Ekim 2010 | 0 Comments

Dragons’ Den İzlenimlerim

Bu akşam TV’den neredeyse aynı anda (yine kayıttan izledim ama 10 dk geriden)  DD Türkiye’yi hafta sonu yorgunluğu ile çayımı yudumlarken, büyük bir zevkle izledim. Daha taze iken fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Uzun süredir izlediğim en doyurucu bölümdü diyebilirim. Tek tek fikirlere değinmek istiyorum.

İlk girişim fikri olan keçi sütü ve ürünleri üretimi tarım ve hayvancılık alanında sıkıntılı günler geçiren ülkemiz şartlarında güzel bir proje olarak duruyor. Benim ilk duyduğumdaki fikrim de dragonlar ile benzerdi. Süreç çok detaylı/kapsamlı olarak iş fikri şeklinde düşünüldüğünde, aşırı efor gerektiren bir proje ortaya çıkabiliyor. Tabi bu istenilen yatırımında büyük olmasını gerektiriyordu. Ülkemizin çok doğru şekilde planlanmış ve hesaplanmış tarım ve hayvancılık projelerine acil ihtiyacı var. Bu verimli topraklarda bu projelerin çıkması gerek. Fakat sırf üniversite okumak için gidilen ziraat fakultelerinin (ve hayvancılıkla ilgili bölümlerin) durumu ortadayken bir süre daha karamsarım. Örnek; domates hasatının %80-90′ını telef eden Amerikan menşeili zararlı ile mücadele edilememesi ve etkin önlem alınamaması. Tabi eksik gümrük kontrolleri nedeniyle bu zararlının ülkeye sızmış olmasıda başka bir konu;incelenmesi gereken.

Sonraki iş fikri olan bebek levhaları! konusunda fazla söze gerek yok. İsviçre gibi çocuk nüfusunun çok az olduğu bir ülkede bu tarz ritüel ürünleri değerli olabilir ama ülkemizde müstakil evlerin sayısı ve doğum esnasında bu tarz bir geleneğimizin olmaması durumu tersine çeviriyor.

Haşere kovucu cihazı ilk gördüğümde lise 1′de etüd odasında yaptığım elektronik devreler aklıma geldi: sinek kovucu, böcek kovucu vs. Daha sonra şunu söyledim kendi kendime, keşke bir ekran koyulup çeşitli haşereler le yapılan deney görüntüleri gösterilseydi ki anladım ki böyle bir deney yapılmamış. İşte bizim anlayışımızdaki köklü yanlışlık burada! Daha sonra işin gidişatı hiç hoş değil tabi! Gerekli yorumlar yapıldı ben de aynen katılıyorum ve buraya taşımak istemiyorum tekrar.

Led ampül olayı benim de başlangıçta ilgimi çekti, doğru bir planlama ile yeni çıkacak kanunlar çerçevesinde güzel bir yatırım olabilir. Fazla yorum yapmayacağım sonuçta yatırım aldı. Ama daha önce friendfeed’de yazmıştım galiba, insanlar sanki yatırım almayı “kàr” olarak düşünüyorlar. Oradaki kjişilerin tecrübe ve fikirleri verecekleri paradan çok çok daha değerli bence, bunu kaçırmamak gerekir. Ek olarak şu anda son anda Alphan Bey’le yaşanan tartışmadan dolayı girişimin şu anki durumunu da merak etmiyor değilim.

Gelelim son iş fikrine. Lise öğrencileri için eğitim cihazı. SMS özelliği olsa daha çok tutulabilir bir cihaz olabilirdi! Şaka bir yana, fikir güzel olmakla birlikte bazı yanlışlar yapılmış gibi. Belki cihazın ilk düşünüldüğü tarihteki teknik kapasite buna izin vermiyordu ama öncelikle daha büyük ekran ve dokunmatik arayüz diyorum. 600 TL satılması olanaksız bir fiyat. Şu anki en büyük rakipleri TTNet’in Vitamin paketi. Senelik 50 TL gibi bir ücret, üstelik fatura ile ödeme ve taksit imkanı müthiş bir satış rakamını da beraberinde getirdi. Ürettiklerin cihazın bu kadar pahalı olmasını anlamlandıramadım açıkcası. Ben şöyle bir çıkarım yaptım. Çin pazarından tüm dünyayaya satılan 7″/10″ tabletler var. Üzerinde Android işletim sistemi ile geliyor. Bunların perakende satış fiyatı 150$ civarı. Toptan anlaşılsa daha da aşağı çekilebilir.Kendi markanız ile üretim imkanı da olur. Bu cihazlar alınca ve bu eğitim setinin android üzerinde yazılmış versiyonu bu cihazlara yüklense hem daha büyük bir ekran hem de dokunmatik arayüz sağlanır. Avantajı ne olur? Öncelikle yeni kaynak bilgiler internetten otomatik indirilebilir. Online sınavlar yapılarak öğrenciler arası bir sıralama yapılabilir. Uygulama içine reklam alma imkanı olur. Dershanelerin sponsorluğunda öğrencilere custom uygulama yüklenmiş cihazlar ücretsiz dağıtılabilir ve fiyatınında 200-250$ dan fazla olacağını düşünmüyorum. Bu fikirler de yatırım yapmak isteyenlere hediye olsun benden:) Nasıl olsa kaynağı/kökü bende:)

Son olarak Dragonlar hakkında bir yorum yapmak istiyorum. Öncelikle Nevzat Aydın’ın yatırımlarda biraz tutuk görüyorum. Sanırım bir internet projesinin, başarılı olduktan sonraki rahatlığı yanında, diğer sektörlerin çetrefilli bürokratik yapıları sanki gözünü korkutuyor. Biraz daha teknolojik şeyler bekliyor görüşündeyim. Aynı şekilde Gamze Hanım’ın da daha çok kendi sektörü ile alakalı fikirlere ilgi duyduğuda aşikar.

Yukarıda yazılanları gözden geçirirken bisiklet olayını unuttuğumu gördüm. İstanbul trafiğinde dolaşmak bana biraz zor geldi açıkcası. Pek fazla yorum yapacak bir durumda yok; programda gerekli yorumlar yapıldı.

Ekleme: Yazıyı yazdıktan sonra TTNet’in Vitamin ile ilgili bir kampanyasını gördüm. Detaylar şöyle:

TTNET, Vitaminli İnternet Kampanyası ile yeni eğitim ve öğretim yılında öğrencilere destek oluyor. Kampanya kapsamında, yeni internet abonesi olanlar 24 ay taahhütle 1 yıl ücretsiz TTNET Vitamin üyeliğine sahip oluyorlar. Kampanyadan yararlananlar ayrıca, TTNET Vitamin İlköğretim paketini tercih ettiklerinde ilk beş ay, TTNET Vitamin Lise paketini tercih ettiklerinde de ilk dört ay internet kullanım ücreti olarak 9.99 TL ödüyorlar.Kampanya, 31 Aralık 2010’a kadar geçerli.

Ekleme: Alphan Masan’ın program hakkında görüşlerini okumak için tıklayınız.

Tagged in , , , , , ,

Yazılım: Mesleğimden nefret ediyorum….

Yaşam,Yazılım 7 Ekim 2010 | 0 Comments

Evet bu cümleyi bugün kurdum…

Neden mi?

5 dk’da proje isteyen, düzenleme isteyen, sınırlı veri ve imkan ile gediklerinin kapatılmasını isteyen ve seneler önce yaptığım projelere destek isteyen ve her nasılsa istediği anda sizi emre amade isteyen insanlar nedeniyle.

3-4 gündür grip oldum ve yatıyorum. Grip hariç tüm hastalıklarda ve ağır depresyonel durumlarda dahi çalışırım ama grip beni bitiren bir hastalıktır, karşı koyamıyorum.

Bu süre zarfında insanların istekleri durmadı. Kimi 5 ay önce şöyle bir düzenleme yapalım demiş, ortadan kaybolmuş, şimdi aniden emrine amade istiyor kimi 5 dk’da beşiktaş. Evet nefret eder oldum.

Şöyle bir hayatımı gözden geçirince bunların zaman kaybı olduğunu ve gerçekten elinde yeteneği olan yazılım uzmanlarının “kendi” projelerine yatırım yaptıkları takdirde 1-2 senelik vadede daha rahat ve geri dönüşünün daha büyük olacağını düşünüyorum. Almasın kimse dışarıdan proje. Alıyorlarsa da kendi şartlarında alsınlar ve projelerinin 2-3 sene geçmişten peşlerinden gelmesini istiyorlarsa buna bir destek süresi koysunlar. 6 ay ya da 1 yıl. 2-3 senede otomobiller eskiyor. Bir yazılım projesine destek verilecekse de “ağır” şartlarda verilmeli. Bu yazım yazılımcılar için, müşteri beni şu aşamada hiç ama hiç ilgilendirmiyor.

En ufak bir yazılım projesini dahi yaparken beyin kalmıyor bizlerde. Bu iş dışarıdan görüldüğü gibi “kebap” değil. Hiç bir zamanda olmayacak. Yaratıcılık ve yetenek isteyen bir sektör. Kişisel kaprisler altında sömürülmek ancak birlikte batmaya neden olur.

Yazılımcı arkadaşlara sesleniyorum:

  1. Hafta sonunu kendinize ayırın. Ayrı bir telefon kullanın.
  2. Gece bir saatten sonra telefon kabul etmeyin; telefonunuzu kapatmayın ama açıkça aranmak istemediğinizi belirtin.
  3. Bir iş yaparken açıkça başlama şartlarını belirtin.
  4. Freelance çalışıyorsanız ve yeni bir iş alıyorsanız en az3 katı süre verin. Kabul edilmezse yapmayın.
  5. Kendi projelerinize odaklanın; vardır kesinlikle
  6. Kendinize nereye gidiyorum şeklinde düşünmek için zaman ayırın
  7. Sosyalleşin! Xing,ff etkinliklerine katılın. Olmadı siz etkinlik düzenleyin
  8. Kendi değerinizi bilin ve size daha küçük davranılmasına izin vermeyin.
  9. Alttan almayın. Ukela ve kibirli olun. Ben alçakgönüllü olmakla hep kaybettim. Ezilen değil, ezen olun.
  10. İşinizi düzgün yapın ve kararlı durun

devam edecek bu maddeler….

Kendinize bir yol haritası çizin. Gelirinizi bir yere aktarın. Gece yaşamı, pahalı oyuncaklar bir yere kadar. Birikim ve proje yatırımları en güzel aktarım araçlarıdır.

Bu benim yazılım manifestomdur. İsteyen kabul eder isteyen etmez….

Bu Dünyada Artık Mucize Yok

Felsefe,Yaşam 23 Mayıs 2009 | 1 Comment

Bu Dünyada Artık Mucize Yok

Çocukluğumuzda TV hayatımızda başka dünyalara açılan bir pencere gibiydi. Artık TV bir kesimi hiç bir şekilde mutlu etmiyor. Sinema ve internetten indirip izlediğimiz yabancı diziler, yapımlar benliğimizi her şekilde ele geçirmiş görünüyor.
İzleyince uçanı kaçanı olmayan, fastastik, sihir ve olağanüstü güçler içermeyen bir yapım yok gibi. Bırakın gençleri bizler bile bu tembellik içinde hayatımızı geçirip gidiyoruz.

Başka bir boyutta yaşar olduk. Gerçeklikten uzak… Ki gerçekliğe bakınca insanlar bir kaos görür oldu… 3-5 sene önce yaşanan olayların bile bir netliği kalmayınca kimi insanlar, onlarca binlerce yıl önce yaşanan her türlü dini, bilimsel ve diğer tarihsel gerçekleri yok sayarak elde edilen bilimsel ve felsefi birikimi yok sayıp bir sapkınlık ve meydan okuma içine düşebiliyorlar. Bu tıpkı uykuda olan birinin rüya görmesi, havanda su dövülmesi gibi… En büyük hazinemiz olan beynimizin kullanılmaması….

Şöyle bir sahile inip baktığımzda ne görüyoruz. Sağa sola giden insanlar. Dondurma yiyenler… Çay içenler… Parkta oynayanlar… Sıkıcı bir dünya… Bir sessizlik…..

Çoğunun sorunu ekonomik, diğerlerininde ya ailesel ya da eşi  dostu ve sevgilisiyle yaşadığı ceviz kabuğunu doldurmayan ama zamana bu kabuklarla yaptıkları kaldırımlar…

Bu yabancı yapımlar o kadar içselleştirildi ki gerçek mucize ve yapıma ayıracak zaman kalmadı.

Hayat artık tek düze bir hal almışken ekonomik gücüne göre insanlar kendilerine mucizeler aramaya başladı. Kimi uyuşturucu madde kullanıyor kimi türlü türlü zevkler peşine düşüyor, kimi sadece yabancı dizilerin pençesinde kıvranıyor.

Atalarımızın verdiği destansı! mücadeleler gözümüze sadece bir mahalle kavgası gibi geliyor. Ve neredeyse onlardan utanır olduk.

Bu şu noktaya geldik: BU HAYATTA ARTIK MUCİZE YOK!! HERŞEY ÇOK SIRADAN….

Mucize çıtamız yabancı yapımlar ile o kadar yükseldiki artık şimdiki zamanda yaşamıyor gibiyiz. Artık bir uzay gemisi gelip İstanbul üzerinde açık ve net bir şekilde durmadıkça mucize görmemiş ve hayatımız tek düze olacak. Artık kelimelerin anlamalarını kafamıza göre küstahça o kadar değiştirir olduk ki, acıyı ve sevinci anlatacak yeni kelimelerimiz kalmadı. Evet bu dünyada mucizeyi biz kendimiz yok ettik. Ki ben bunu zamanın sihirbazlarının bu dünyada yaşayan gerçekliğin farkında olan ve dünyayı içten içe gizlice yöneten bir takım grupların adına yaptığına inanıyorum.

Evet! evet bu dünyada hala sihirbazlar var…. Hem de eskisine nazaran daha kuvvetli ve güçlüler…

Geçmiş çağlara ait kitaplara baktığımızda nedir mucize:

-1 aylık yolu bir kaç saatte gitmek
-Uçmak
-Kaybolmak
-Uzaktaki insanlarla iletişime geçmek(telepati)
-Yanımızda olmayan insanların görüntülerini görmek
-Ölüleri diriltmek!

bir düşünün bu muzilerin hepsi şu an sıradan şeyler…. Hergün gördüğümüz sıradan olaylar.

O nedenle artık kesmiyor bizi… Ve bizi mutlu etmedikçe bu mucizeler, giderek daha sapkın bir şekilde kendimize ve gezegenimize işkence yapmaya başladık. Bunu daha da hızlandıran yukarıda bahsettiğim gibi kimi insanlar adına çalışan çağımızın sihirbazları : sinema & dizi sektörü.

Bizi varolmayan bir gerçeklikte yine onların deyimi ile bir “matrix” de yaşatmaya çalışan çağımızın sihirbazları, her zamankinden daha güçlüler.

Bu gerçeklikten koptukça bir ottan öte geçemeyeceğimiz açık ve net. Bu rüya daha ne kadar devam edecek..

 

(devam edecek)